• Taner İnan | Modern Gölge Gösterileri Sanatçısı

    Hakkımda

    Taner M. İnan Kimdir?

    Eğitimimi Kocaeli Üniversitesi Hereke Meslek Yüksekokulu, Elektronik ve Otomasyon Bölümü, Mekatronik Programında tamamladıktan sonra kendimi bilişim ve web tasarımı alanlarında geliştirdim. Gölge oyunları ve geleneksel Türk gölge oyunumuz olan Karagöz'e küçük yaşlardan beri duyduğum ilgiyi elektronik ve otomasyon teknolojileri ile birleştirerek yurt genelinde birçok etkinlik ve projede yer aldım. 2020 yılı itibarıyla İzmit Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Kent Tiyatrosu bünyesinde aktif olarak görev almaktayım.


    Gölge Oyunu Maceram

    Sahne sanatları ve gölge oyunlarına duyduğum ilgi ilk olarak 8 yaşımda, ilkokul kitaplarımda gördüğüm Karagöz görselleri ve metinleri ile başladı. Uzun yıllar kendi imkanlarımla bu sanatı öğrenmek, gösteride kullanılan tasvirleri (gölge kuklalarını) yapabilmek, Karagöz gösterilerini sahnelemek ve sayısı çok az olan Karagöz ustalarından bilgiler edinmek için çabaladım. 2013 yılında şimdiki hocam Dr. Murat Huten ile tanıştım. Kendisinin bu sanatı geliştirmem ve icra etmem konusundaki detaylı eğitimi sayesinde tasvir yapımı ve gösteri alanlarına profesyonel olarak geçiş yapmış ve 200 yıldır süregelen bir sanatsal soy ağacına dahil olmuş oldum.


    Hedefim

    Türkiye'de gölge oyunu denildiğinde akla ilk gelen Karagöz sanatına ne yazık ki günümüzde çocuk eğlencesi olarak bakılmaktadır. En önemli hedefim; 500 yıllık geleneksel Türk gölge oyunumuz olan Karagöz sanatının, çocuklara hitap edecek hale getirmek zorunda olsak da aslında bir yetişkin oyunu olduğunu anlatmak, hocamın tabiriyle "Osmanlı'nın sineması" olan bu sanatı tüm dünyaya tanıtmak ve aslında gölge gösterilerinin sadece Karagöz'den ibaret olmadığını, dünya çapında kullanılan ışık ve efekt teknikleri ile en az Karagöz kadar şık ve etkileyici performanslar sergilenebileceğini siz değerli seyircilerimize gösterebilmektir.


  • Geçmiş Etkinlikler

    Yaklaşan Etkinlikler


    Yaklaşan etkinlik bulunmamaktadır.
    Gösteri ve workshop talepleriniz için lütfen randevu alınız.




  • Sanatsal Soy Ağacım










    Değerli Karagöz üstadı, hocam Murat Huten'in de hocalarından
    olan Sn. Orhan Kurt ile bir anı. Orhan Kurt, 2008 yılında
    UNESCO tarafından"Yaşayan İnsan Hazinesi" ilan edilmiştir.

  • Etkinliklerden Görseller

    Düzce Özdilek AVM gösterisi - 2017
    İzmit Arasta Park AVM gösterisi - 2015
    İzmit Arasta Park AVM gösterisi - 2016
    İzmit Arasta Park AVM gösterisi - 2016
    Gölcük Saraylı Çocuk Köyü gösterisi - 2014
    Başiskele Sahil Parkı gösterisi - 2011
    İzmit Carrefour AVM gösterisi - 2017
    Çankırı - Çerkeş 80. Yıl Ortaokulu gösterisi - 2017
    Çankırı - Çerkeş 80. Yıl Ortaokulu gösterisi - 2017
    Gösteriden bir kare - 2015
    İzmit Sabancı Kültür Merkezi gösterisi - 2015
    Gösteri öncesinden bir kare - 2013
    Anadolu Ajansı ropörtaj çekimleri - 2017
    Anadolu Ajansı ropörtaj çekimleri - 2017
    İzmit Zübeyde Hanım Halk Kütüphanesi gösterisi - 2017
    İzmit Zübeyde Hanım Halk Kütüphanesi gösterisi - 2017
    İzmit Zübeyde Hanım Halk Kütüphanesi gösterisi - 2017
    İzmit Zübeyde Hanım Halk Kütüphanesi gösterisi - 2017
    İzmit Saatçi Ali Efendi Konağı ve Etnografya Müzesi gösterisi - 2020
    İzmit Saatçi Ali Efendi Konağı ve Etnografya Müzesi gösterisi - 2020
  • Taner İnan Yapımı Tasvirler

    Karagöz (Tasarım: Murat Huten) (2014)
    Hacivat (Tasarım: Murat Huten) (2014)
    Atlı Acem (2015)
    Çengi (Tasarım: Metin Özlen) (2014)
    Deli Dumrul (Tasarım: Murat Huten) (2013)
    Deve (2015)
    Azrail (Tasarım: Murat Huten) (2013)
    Beberuhi (Tasarım: Şişman Ahmet) (2013)
    Dumrul'un babası (Tasarım: Murat Huten) (2013)
    Yolcu (Tasarım: Murat Huten) (2013)
    Dumrul'un babası - Yolcu (İki başlı tasvir örneği)
    Çelebi (2015)
    Kastamonulu Himmet Ağa (2014)
    Yaşlı Yahudi kadın (2013) (Tasarım: Murat Huten)
    Sevici kadın (2013)
    Matiz (2013)
    Yahudi (2013)
    Balıkçıl kuşu (Tasarım: Cengiz Özek) (2014)
    Ajdar (Tasarım: Taner İnan) (2013)
    Hayko Cepkin (Tasarım: Taner İnan) (2013)
    Maymun (Tasarım: Murat Huten) (2014)
    Sıpa (2014)
    Zenne (2013)
    Beberuhi (Tasarım: Hafız Bahattin) (2019)
    Karagöz (2012)
    Hacivat (2012)
    Aşık Hasan (2012)
    Yahudi (2012)
    Lazlı taka (2012)
    Kurt (Tasarım: Metin Özlen) (2012)
    Koç (Tasarım: Metin Özlen) (2012)
    Koçlar (Tasarım: Metin Özlen) (2012)
  • Yurt Çapında Haberler

    Hakikat Gazetesi - 2017
    Bursa Olay Gazetesi - 2017
    Özgür Kocaeli Gazetesi - 2017
    Demokrat Kocaeli Gazetesi - 2017
    Business Channel Türk TV Yayını - 2017
    Business Channel Türk TV Ropörtajı - 2017
    TV 41 Yaşamı Paylaşmak Program Yayını - 2019
  • Videolar


    Taner İnan Tanıtım - 2016

    Yeni Şafak Video Haberi - 2017

    Diğer videolarım için sayfamı ziyaret edebilirsiniz.




  • İletişim Bilgileri


    GSM: 0539 656 80 86
    E-Mail: tanerminan@gmail.com
    Facebook: tanerinan41
    Instagram: tanerminan
    Behance: tanerinan
    Karagöz Müzesi: tanerminan



  • Karagöz Kuklaları (Figürleri - Tasvirleri) Yapımı

    Dr. Murat Huten | Makalenin orijinali: www.karagözmüzesi.com/makaleler

    Karagöz tasvirleri, özel olarak tabaklanmış “ham deri” tabir edilen derilerden üretilir. Bu deriler: dana, deve, manda, eşek derisi olabilir. Eşek derisi çok daha beyaz olmakla, iyi tasvirler için özel bir deridir. Deve derisi, kıl köklerinin kalınlığı ve “derma” denilen deri tabakasındaki kollajen liflerin kalınlığı nedeniyle daha esmer olsa da, sertliği iyi koruyan ve ısı farkından deforme olmayan tasvirler verdiği için kendine göre avantajları vardır. Ancak, sığır-dana derisinin “derma tabakası daha ince, ama sık kollajen lifler içerdiğinden deve derisine göre daha rahat işlendiği için, üstelik daha saydam olduğu için ayrı avantajlara sahiptir. Deve derisinin kalın kollajen lifleri, işlemede pürüzlere, liflenmelere yol açtığı için deve derisi daha dikkatli bir çalışma gerektirir.

    Deriler günümüzde tabaklanırken, son aşamada kireç gidermede hidroklorik asit kullanıldığından, derinin iki yüzeyinde erittiği protein, elastin ve kollajenden oluşan kuru bir jel tabakası içerir. Bu, derinin hava almasını engellediğinden, deriyi hayvanın üzerindeki eğimli şekilde kalmaya zorladığı gibi, derinin boya tutmasını zorlaştırır. Bu nedenle, cam yardımıyla bu kalıntılar kazınır.

    Temizlenen deriye, kağıt üzerindeki çizim kalıplarından ana hatlar aktarılır. Tasvirin hatlarının belirgin olması ve bunun için arkadan gelen ışıktan yararlanmak amacıyla; tasvirin hatları “nevregan” ya da “nevrekan” denen, bu iş için özel bıçaklarla ıhlamur kütük üzerinde oyularak işlenir. Arkadan kabaran deri parçacıkları bıçak yardımıyla temizlenir. Bazı sanatkarlar 19. yy. sonlarından itibaren, ısıl işlemle yakarak bu işlemin aynısını gerçekleştirmeye başlamışlardır. Günümüzde elektrokoterler ile aynısı gerçekleştirilmektedir. Fakat bu işlem deriyi denatüre ve karbonize ettiğinden, işlemelerin etrafı saf karbon (kömür) haline gelir. Bu nedenle tasvirler son derece kırılgan olup, bir yüzyıl sonrasına kalma ümitleri olmamaktadır. Anlaşıldığı üzere; yakma tekniği ile yapılan bu işlemle, deri elastisitesini sonsuza kadar kaybetmektedir. Bu usulle tasvir yapan sanatçıların tasvirlerinin bir zaman sonrasında parçalandığı gözlemlenmektedir. Kendileri, "derinin çürük olduğunu, bu nedenle tasvirin parçalandığını" öne sürseler de asıl sorun; ısıl işlem nedeniyle derideki işlemelerin çevresinin 3 µm'lik bir bölümünün kömürleşmesidir.

    Daha sonra zımparalanıp son pürüzleri de giderilen deri renkli transparan (saydam) boyalarla boyanır. Tasvir hatlarındaki işlemeler, fırça yardımıyla siyah boya ile kontürlenir. Barsak kiriş, katgüt, naylon ip vs. malzeme ile hareketli parçalar birbirine bağlanır. Oynatım çubuğunu dik şekilde gireceği deliğe “pul” diye tabir edilen deri parçası dikilir. Oyunda iki tarafa dönmesi gereken tasvirler için "fırdöndü" diye tabir edilen küçük deri aparat, kenarından eklenir. En son, boyaların korunması ve perdede kayganlığının artırılarak sürtünme direncinin azaltılması için “gomalak” cilası tatbik edilir. Eskiden, deriler kireç giderilmeden tasvircilere sunulduğu için, kazınarak daha zor saydamlaştırıldıklarından, tasvirlerin üzerine zeytinyağı tatbik edilirdi. Deri tarafından emilen yağ saydamlığı artırmakla beraber, boyaların kalıcılığını bozduğu gibi, deriyi mumlaştırarak mekanik etkilere karşı hassas hale getirmektedir. Oysa ki; deri tabaklamanın en önemli esaslarından birini, deri içindeki yağların arındırılması oluşturur. "Samalama" denilen yöntem, deriyi yağdan arındırmak için yapılan en özel ve en meşakkatli tabaklama aşamasıdır. Yağ içeren deri, bakteri ve mantar enfeksiyonlarına her zaman açık olup, üzerine tatbik edilen boyayı reddeder. Dolayısıyla zeytinyağı sürülen tasvirler, bu kadar meşakkatle yapılan tabaklamadaki amacın tersine olarak, deriyi mikrobiyolojik bir cennete çevirir, yumuşatır ve de boyaların dışarıya atılmasını sağlar.

    Günümüzde, deri kukla yapımcıları, sanayi boyaları kullanmaktadır. Tabi sanayi boyalarının olmadığı dönemlerde doğal boyalar kullanılmıştır. Ancak, bu eskiden tezhip ve minyatürcülerin de kullandığı toprak (anorganik) bazlı mürekkeplerdir. Bugün formülleri elimizde yoktur. Bunların yanı sıra muhtemeldir ki bazı bitkisel ve hayvansal boyalar da kullanılmıştır. Ama, doğal bitkisel boyaların çoğunun, bugün bilinen formülleri ancak yün, pamuk gibi elyaflara tatbik edilebilir. Çünkü, bu boyalar, “mordan” denilen (şap gibi) bir çok aracı maddeyle elyafa bağlanırlar. Yani mordan elyafla boyar maddeyi bağlayan bir ara moleküldür. Elyafın boyayı alması için mordanlarla kaynatılması gerekir. Oysa kuklalarda böyle bir işlem yapılamaz. Pek az doğal boyar madde deriyi doğrudan boyayabilmekte ve bugün de bazı sanatçılar tarafından kullanılmaktadır. Bu çabanın yersiz olduğu kanaatindeyiz. Örneklemek gerekirse, kırmızıyı veren “yabani bamya çiçeği” Hibiscus Sabdariffa” ile, sarı için sık kullanıldığı iddia edilen safran ve zerdeçalın ışık haslık derecesi çok düşük olduğundan, ciddi kaynaklarda kullanılamaz olarak kaydedilir (her türlü cisim için). Işık haslık derecesi, boyanın solmaya karşı direncini tarif eder. “3” ışık haslığında boya , yaz güneşi altında bir haftada ciddi derecede, az ışığa maruz kalmada seneler içinde tama yakın solmayı tarif eder. 5, 6 ve 7 derecelerdeki boyalar kalıcıdır. Oysa bazı sanatçıların kullandığı bu saydığımız boyaların haslık derecesi 1- 2 arasındadır (Eyüboğlu; Yaraş; Okaygün: Doğal Boyalarla Yün Boyama, 1983) (Böhmer: Koekboya,2002)... Üstelik, kaynatılan bitkilerin yapısal destek doku elemanları, bir jel tabakası oluşturarak, daha küçük boyutlu pigment (boyar madde) moleküllerini hapsederek, derinin derinlerine nüfuzunu engeller. Oysa sanayi boyaları, mikromoleküler yapılarıyla derinin dış katmanlarına nüfuz eder ve özel formüllerle ışığa çok daha dayanıklı hale getirilmişlerdir. Dünyada "Türk kırmızısı" diye bilinen "kökboya kırmızısı"nın asıl pigment maddesi (alizarin) insan eliyle 1868 yılında üretilmiştir. Alizarinin, mikromolekül olup, uygulanan her türlü organik zeminin belli bir derinliğine nüfuz ettiği bilinmektedir. Bu saf pigmentin (boyar madde), doğal kökboyadaki sayısız bitkisel cürufu içermediği açıktır ve jel tabakası teşkil etmeden satıha yayılır. Böyle bir madde varken, Türk gölge kuklalarında en yüksek oranı taşıyan kırmızı rengi, ışık haslığı derecesi 1 ve 3 arasında olan bitkisel boyalarla elde etmeye çalışmanın anlamı düşündürücüdür. Alizarinin ışık haslığı 7'dir (bilinen en yüksek ışık haslığı derecesi). Alizarin saf halde deriye tutunabilirken, kökboya içerisindeki alizarin mordansız deriye tutunamaz. Bu da doğal alizarin yerine yapay yolla elde edilmiş olanın üsünlüğünü açıkça gösterir. Özetle eski tasvirlerin boyalarına ait verilere henüz ulaşılamamıştır...


    Dr. Murat Huten | Makalenin orijinali: www.karagözmüzesi.com/makaleler





  • Eskiden Nasıl Karagöz Oynatılırdı?

    Hayâli Küçük Ali | Makalenin orijinali: Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, No:140, Mart 1961

    Kırk yıllık karagözcüyüm. Kahvelerde, bahçelerde, çadırlarda, gazinolarda, sünnet düğünlerinde, okullarda, tiyatrolarda, radyolarda binlerce defa karagöz oynattım. Birçok yavruları ve büyükleri de kahkahalarla güldürdüm. İhtiyarlamadım,çünkü onlarla beraber ben de güldüm.En zevkli karagöz oynattığım zamanlar Ramazan ayları idi. Çünkü o aylarda-ne bileyim- seyirciler karagöz seyretmeye daha hazırlıklı görünüyorlardı.

    Kırk yıllık karagözcü olduğumu söylerken, kırk yıl önce nasıl karagöz oynatıldığından da azıcık bahsedeyim diyorum.Hem eğlenir, gülersiniz.

    40 YIL ÖNCE

    Bundan kırk yıl öncesinde, yani birinci dünya harbi başlamadan önce İstanbul’un her semtinde birer hayâl perdesi kurulurdu. Ramazana dört gün kala herkes yerlerini hazırlar, kış mevsimi ise kahvelerde ve muntazam çadırlarda, yaz mevsimi ise hem kahvelerde hem de bahçelerde tertibat alınırdı. Zaptiye nezaretine birer dilekçe verilir, dilekçeler polis müdürlüğüne, oradan da polis merkezine ve oradan da karakollara havale edilir, tahkikat başlardı. Karagöz oynatmak için zaptiyenin ileri sürdüğü şartlar da şöyle: 1)Oyun yerleri cami, tekke ve mekteplere en az kırk metre uzakta olacaktır. 2)Bu yerleri tutanlar eshabı namustan olacak ve hiçbir suç ile mahkum bulunmayacak. 3)Karagözcünün elinde vesikası olacak. Bu vesika Karagözcüye hükümetçe inceden inceye tahkikat yapıldıktan sonra verilirdi. Benim vesikamda neler yazılı olduğunu bilmek ister misiniz?

    “Mevlevihane kapısı kurbinde Velet Karabaş mahallesinde Çarıkhane sokağında 16 numaralı hanede mukim bâlâya fotoğrafı mevzu Ali Efendiye edep ve terbiye dairesinde hikaye söylemek, meddahlık etmek ve hayâl oynatmak için müsaade edildiğini nâtık işbu vesika itâ kılındı.“

    2 Nisan 1340

    Polis Müdürlüğü

    Fakat bununla iş bitti mi bakalım?.. Ne gezer!.. Bir dilekçe de ait olduğu Belediye Reisliğine verilecek… Haydi oraya taşınırdık. Orada da şöyle tahkikat yapılırdı:

    1)Karagöz oynatılan yer sıhhate muzır mıdır?
    2)Yangın olduğu zaman kaçmak için iki kapısı var mıdır?
    3)Yangın söndürmek için tertibat alınmış mıdır?

    Bu tahkikat da tamamlanıp ruhsat tezkeresi (yerine göre 450, 300 veya 150 kuruş mukabilinde) alındıktan sonra Karagöz (yahut o zamanki tabiriyle hayâl) oynatmaya mezun olurduk. Ama bütün bu işler Ramazana on gün kalıncaya kadar arkasını kovalamak suretiyle zor biterdi. Ha şunu unuttum, Karagöz oynatmak için aldığımız izin tezkeresine para verdikten sonra, Darülacezeye da aynı miktarda bir şey öderdik. Ama bunu seve seve verirdik. Çünkü -takılmak gibi olmasın ama- bir çok “hayâli“lerimiz, yani karagözcülerimiz gözlerini Darülacezede kapamıştır.

    OYUNA HAZIRLIK

    Şimdi gelelim, izin alıp yer tutulduktan sonraki hazırlıklara.. Artık neresi nasip olursa, kahve mi, çadır mı, kapısına şöyle bir levha asılırdı:

    “Hulülüyle müşerref olduğumuz Ramazan-ı şerifin birinci gecesinden nihayetine kadar işbu mahallede Hayali-i şehir filan..efendi tarafından Karagöz oynatılacağından teşrif buyuracak zevatı kiramın ezher cihet memnun kalacakları bedihidir..

    KARAGÖZ İLANLARI

    Artık gelip geçenin, bilhassa babalarının elinden tutup tintin dolaşan çocukların heyecanını tasavvur edebilirsiniz. Minarelerde kandillerin yanması bekleniyor. Fırınlardan burcu burcu Ramazan yumurtalı pidelerinin kokuları geliyor. Yağlı, susamlı simitler, cami avlularında kurulmuş sergilerde erik, çilek, kayısı, portakal reçelleri… Türlü pestiller, kangal kangal sucuklar, pastırmalar. Artık Ramazan eni konu gelmiştir. Eğer müsaade ederseniz, size bundan kırk yıl önce oynattığım bir Karagöz çadırının kapısındaki ilânımın da bir örneğini vereyim:

    Hayali-i Şehir Küçük Ali Efendi
    Bu Gece Saat 3 de
    MANDIRA SAFASI
    4 Perde
    Balet Kantolar Çengi
    1 perde 3 perde 1 perde
    Perde aralarında ve perde açılmazdan evvel 5 kişilik Bir incesaz tarafından icrayı âhenk edileceğinden teşrife rağbet buyuracak erbab-ı zevkin ezher cihet memnun kalacakları bedihidir.


    Hayâli Küçük Ali | Makalenin orijinali: Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, No:140, Mart 1961